Uyandığında akşam olmuştu ve sokak lambalarının sıkıcı,koyu turuncu ışığı her zaman nefret ettiği kelebekli perdelerin arasından içeri doluyordu.Oturur pozisyona geçti,boynu ağrıyordu ve yüzüne kancalarla ağırlık bağlanmış gibi hissediyordu.Hızlı bir şekilde neler olduğunu hatırladı ve iç çekti,''Lanet olası bir akşam daha'' diye düşündü.Koridorda bir hareketlilik vardı,insanlar fısıldaşıyor,kapının altında yassı gölgeler kıpırdanıyor ve kulağına ayak sesleri geliyordu. Erkek kardeşinin ''Ablam neden odadan çıkmıyor?'' diye sorduğunu duydu. Annesinin ''bi boku yok'' dediğini işitti.Ağzına pis bir tat geldi. Ayağa kalktığında bir süre başı döndü,odanın kapısını açtığı gibi sessizce banyoya gitti ve dağılmış haline baktı. Gözleri şiş,yüzü kızarık. Annesinin seslenince bir an irkildi ''Goncalar bize yemeğe geliyor,çık oradan da masayı hazırla'' ''Geliyorum'' ''Fatmaaaa!'' ''Geliyorum!'' ve kelebekli perdesinden bile daha çok nefret ettiği gül motifli tabakları masaya dizmek üzere salona doğru yürüdü. ''(Siktir git anne...)''
Friday, January 21, 2011
Gergin Vajinalar:2
Anne ve babasının güncel kavga nedenlerinden biri olan kapı gıcırtısını en aza indirme çabasıyla eve girdi Fatma.Duyulmadığı için buruk bir gülümseme yüzüne yayılamadan annesini buldu karşısında.''N'oluyo kız kimden kaçıyon?'' ''ne oluyor...'' diye içinden geçirdi Fatma.Annesiyle anlaşamaması için yeterince bahanesi yokmuş gibi bir de şiveleri farklıydı.Zonguldaklılardı.Annesi Istanbul şivesine bir türlü alışamamıştı.Belki evden hiç dışarı çıkmadığı,nadiren çıktığında da gene kendisi gibi karadenizli komşu kadınlarla çıktığı içindi. DEPECHE MODE ''Kimseden kaçmıyorum anne'' dedi Fatma sıkıntıyla.''Dersin daha geç bitmiyo muydu senin?'' ''Bugün erken bitti...'' ''Neden?'' ''Ay bilmiyorum anne,öğretmen gelmedi biz de izin alıp çıktık.'' ''Ne demek hoca gelmiyo,biz boşuna mı gönderiyoz seni okula,hemen arıyom müdür müdür ne boktur her kimse!'' ''Anne dur arama gerek yok!'' ''Kızım derslerim boş geçiyo diyon,ne öğrencen de iş bulcan da bize bakacan ha?'' ''Tamam ya yalan söyledim,kaçtım okuldan!'' ''Gıııı!Manyak mısın sen ne halt yemeğe kaçıyon!? Biz babanla eşek gibi sen orda burda sürtesin diye mi çalışıoz!?'' ''Özür dilerim anne ya kötü his-'' Fatma yüzüne bir tokat yedi,daha acıyı hissedemeden ikinci bir tokat da öteki yanağına,sonra kauçuk terlik darbelerini omzunda,kafasında ve sırtında hissetti. Odasına kaçtı ve kapının arkasına bir sandalye dayadı. Annesi çılgına dönmüş bir şekilde bağırırken derisindeki zonklama artıyordu. Başından aşağı kaynar sular dökülmüştü adeta. Ağlayamayacak kadar sinirlenmiş,ara ara,hafifçe titreyerek çömeldi dolabın yanına. Sırtını parmak izleriyle dolu aynaya verip muşambadaki yırtığa odaklandı. Ve uzunca bir süre oraya baktı. Ne var ki gördüğü tek şey Ulaş'ın şaşkın ifadesiydi.
Gergin Vajinalar:1 (bu eseri yazmak hep hayalimdi biliyorsunuz)
Fatma.
Fatma lise çağlarında ortalama bir aileye sahip ortalama bir insandı.Hayat görüşü pek geniş değildi.Kültürü de zengin sayılmazdı.Ne var ki Fatma'yı özel yapan bir şey vardı,Fatma oldukça nadir hayır derdi.Geçmişine inat,hep kendi geleceğini yazmak istedi.İçindeki bu arzu,tutku,ya da adı neyse,nereden geldiğini bilmediği bu coşku onu okuldaki diğer kızlardan ayırırdı.Göze çarpmasa da,bir taneydi o ...
''Almancası olan var mı!?''
Fatma gene iç çekti,hergün biraz daha sinirini bozuyordu bu dikkat çeken yırtık çoraplı kızlar.Erkekler neden hep onlarla ilgileniyordu ki. Kendisinde ne eksikti.Tamam belki o kadar güzel değildi,ya da saçlarını sarıya boyamasına izin yoktu,ama gene de beğeniyordu kendisini.Aynasını çıkarıp gizli gizli izledi kendinisi.Hala alışamamıştı okulda aynaya bakmaya.Utanıyordu.Sanki ortalarda bir ayna olduğunda yargılanmaya açık bırakıyormuş gibi geliyordu kendisini.Yargılanmaksa hiç istemiyordu.Belki kendisi de yargıladığı için biliyordu şiddetini bu eylemin...
Sinir bozucu olduğunu düşündüğü kız almanca kitabını alıp gittikten sonra arkasından seyretti Fatma.Nasılda sallanıyordu kaşarın götü.Arkadan yapmaktan böyle oldu herhalde diye düşündü.Anal diyemiyordu,dili varmıyordu.Düşününce bile bir garip hissediyordu.Halbuki kimsenin ne düşündüğünü anlayacak hali yoktu ya,neyden çekiniyordu o da bilmiyordu.
''Fatma,fazla silgin var mı canım?''Arka sıradan seslenen Selin'di.Selin de midesini kaldıran kızlara benzese de onlar gibi değildi aslında.Münasip bir ailesi vardı ve çocukluk arkadaşıydı.O yüzden onun giyim kuşamına o müsamaha gösteriyordu Fatma.Birkaç kere eleştirmişse de,pek ağır konuşmamıştı arkadaşlığı bozulmasın diye.''Senin silgin yok mu,benimkini ne yapacaksın kızım?'' ''Ay kopya için kız,kesip kağıt koyacağım işte'' ''Bence kopya çekmeyi bırakmalısın artık...'' ''E,dersleri de sen çalışırsın o zaman benim yerime,tiyatrodan zaman mı kalıyor'' Fatma Selin'e özenirdi zaman zaman,göz önünde olduğu,beğenildiği,takdir gördüğü için.Kendisinin bildiği tek taktir bir kere türkçe sınavından tam puan aldığı zamandı ilkokuldayken. O da üç doğumdan sonra içi geçmiş annesinden daha da içi geçmiş,soluk bir aferinden ibaretti.
Dersler,kaşarlar,piçler,otobüsler ve gerizekalı erkek kardeşimden ötesi yok bu hayatta diye bir düşünce geçti aniden aklından.Dalgın dalgın düşen yaprakları izlerken.Kalbi hızlı atmaya başladı ve topuklarını vurduğunu farketti. ''Ses yapma!'' diye bir fısıltı geldi kulağına.Birden durdu,kalbi hızlanıyordu ama.Tebeşirle yazanları okumaya çalışırken birden bire bütün görüşü tahtanın yeşiliyle kaplandı.Vücudunun ısındığını hissediyordu,ellerine baktığında yumruk yapıp sıkmış olduğunu gördü.Midesi bulanır gibi oldu,ve sonrasında,bacaklarının arasında bir kıpırtı.Aniden kendisine dokunmak istedi,bunun yerine çığlık atıp sınıftan dışarı fırladı.Gördüğü ilk tuvalete daldı ve kendini bir kabine kilitledi.Ağlıyordu ama nedenini bilmiyordu.Kalbi yavaşlamak bilmiyordu.Dakikalarca titreyerek ağladı.Çalan teneffüs zili onu kendine getirdi.Sidik kokan kabinin kapısını açtığında karşısında Ulaş duruyordu.''Sen ne yapıyorsun kızlar tuvaletinde'' diyemeden ''Sen ne yapıyorsun erkekler tuvaletinde'' sorusu yüzüne çarptı.Gözleri pörtlemiş halde bu çocuğun karşısında durmak yeterince utanç vermiyormuş gibi bir de aptallığını farkedince daha fazla savaşmadı ve birden çözüldü dili,''Derste birden fenalık geldi,sınıftan nasıl çıktığımı bilemedim,burayı kızlar tuvaleti sandım'' Yankılanan bir ses,''Gene bekleriz!'' bir tuvalet dolusu aptal,bir tuvalet dolusu bok,ona bakıp gülüyordu,fısıldaşıp sırıtıyordu.Yüzünü ateş bastığını hissederek hızlı adımlarla dışarı çıktı,eşyalarını toplayıp ''Ne oldu,iyi misin?'' sorularına yanıt vermeden okula geldiği ilk sene dersleri asıp sokakta sürtmek için kullandıkları yolu kullanarak kaçıp gitti.Nereye gittiğine bakmadan bir otobüse atladı.Evine yakın bir yerden geçeceğini umarak o gün olanlar üzerine düşünmeyi beceremeden,otobüsten inerken buldu kendisini. Yamuk basıyordu ve gömleği sırılsıklamdı. Ter ve gözyaşı karışmıştı. Üstelik üzerine sidik ve erkek parfümü kokusu sinmişti. Annesine görünmeden odasına ulaşabilmeyi umdu. Ne var ki,Fatma'nın iyi özelliklerinden birisi şanslı olmak değildi...
Float By
Sarı bir gökyüzü...Gece mi yoksa gündüz mü olduğundan emin değilim.Kumsal karanlık ve sular koyu gri.Cesaretimi toplayıp ayaklarımı soktuğumda sıcak bir dokunuş hissettim.Anılarımda iç geçirerek baktığım ellerin cildimde gezinmesi gibiydi.Ben söylemeden ne yapması gerektiğini bilecek kadar anlayışlı.Öyle ki,neredeyse hüzünlenmiştim.
Ensemden sarkan saçlar suyun üzerinde birbirine dolanırken tekrar yukarı baktım.Bu sefer koyu lacivertti.Karşıdan birinin beni izlediğini görür gibi oldum.Bin anlık merak unutulmuştu bile.İki uçurum arasındaki karanlık sulardaydım artık.Korkuyordum ama o kadar güzeldi ki uzaklaşmak istemedim.Dibe daldığımda her yanımı mercanlar ve adını bilmediğim balıklar sardı.Bazıları balığa bile benzemiyordu.Emim olduğum tek şey yüzüyor ya da su olduğunu düşündüğüm şeyin içinde uçuyor olduklarıydı.Yüzeye çıktığımda kendimi japondaya bir otoparkın yanında buldum.Küçük yeşil arabaya bindim ve hızla ilerledim.Nereye gittiğimin önemi yoktu,gidiyor olmak yeterince iyiydi.
Thursday, November 18, 2010
Bilmem
Merhaba. Ben Can. Çok az şey biliyorum. Evet,bu konuda gerçekten iddialıyım. Neye ihtiyacım odluğunu bilmiyorum,kalbimin neden hiç hızlanmadığını bilmiyorum,en sevdiğiniz rengi,doğumgünlerinizi ve yüzünüzdeki o zavallı ifadeleri nasıl edindiğinizi bilmiyorum. Tırnaklarımı neden yediğimi ve tükürmediğimi,şişkin dudakları neden sevmediğimi,erkeklere neden eziyet ettiğimi,kızların beni neden beğenmediğini bilmiyorum. Bazen sesler nasıl yükseliyor ve göremediğim insanlar nasıl konuşuyor bilmiyorum. Ve neden kulaklarımı tıkayamadığımı,genelde bakakaldığımı,kıpırdayamadığımı...
Şikayet etmek değil amacım. Sadece anlatmak. Dinleyen var mı diye düşünmeden konuşmak. Ve izin almadan susvermek birden bire. Tırnaklarımı kemiriyorum. İsteseydim bırakabilir miydim ? Yapacak bir şey neden hep arıyorum. Varken her yerde bekleyen sorumluluklar. Seçimlerim kurtuluşum muydu yoksa sadece daha acısız görünen infazlar mı.
Eşyalar..Bazen daha fazla almak istiyorum bazen hiç istemiyorum. Her zaman da neden istiyorum bilmiyorum. Ben de o bilmediği için üzülen ,sonra da inanmaya başlayan insanlardan mı olacağım? Zannetmiyorum. Kullandığım her kelime,her ifade,her iddia birbiriyle çelişirken bunu bile yapamayacağımı düşünüyorum. Yalanları fazlasıyla deştiğim için artık işime yaramazlar. Saklanmak için bile üzerime örtemem.
Gene tırnak yiyorum,bu sefer sol başparmağım. Artık kanamıyor bile.
Sağ yüzük,derken..
Sol serçe
Sol yüzük
Sanırım bitti evet..
Evet garip konuşuyorum. Tepki veresim bile gelmiyor. Ne kadar salak var. Nerede olduğumu bilmiyorum. Evet tabii herkes zeka sıçıyor. Birinin kafasının çalıştığını nasıl anlarsın ? Bence matematik işlemleri büyük bir kanıt değil. Hayatta kalma becerisi değil midir aslında ? Toplum da bir ormandan farklı değil bence. Onun da yırtıcıları var. Ben onlardan birisi miyim bilmiyorum. Hehe. Gerçekten hiçbir şey bilmiyorum. Tahmin ediyordum ama emin olmamıştım. Bildiğini düşünüp hakikaten de bilen var mıdır acaba... Annem saf olmadığımı düşünüyor. Ben saf olduğumu ve suistimal edilmeye açık olduğumu. Birileri bana sarılıyor ve sevdiklerini söylüyorlar. Sanki uzaktan gelen ulumalar gibi ama. Kulak deliğimden beynime gidene kadar rendelenip değersiz titreşimlere dönüşüyorlar. Benim için değerli olan nedir ? Şu anda zaman değil o kesin. Kafamın iyi olması belki değerli olabilir evet. Güneş turuncuyken kafamı cama yaslayıp yorgunluk içinde tozlu koltuklara gömüldükten sonra yaşadığım uyanma anındaki kafam da nedir öyle. Ne kadar güzel. Ne bir insan ne de madde öyle yapmıyor beni. Hep bir uyanış halinde olmak istemem bundan mıdır acaba. Farkına varmak ve terk etmenin kesiştiği nokta. Özgürlüğü kazanırken kaybedilen objeler,insanlar. Anlaşılamayan ve dolayısıyla harcanabilir görünen değerler,değerliler,bir de en sevdiklerim,değersizler...
Zamanında prens adalarında birinci olmuşum,hayatta hiçbir başarım yok gibi geliyor genelde. Altın madalya hala duvarımda asılı. Aslında giysi askısında. Ama askı duvarda. Sümük burunda mıdır burun kanalında mı gibi oldu. Şimdi düzgün yürüyemiyorum bile. Bazen sadece canı sıkılan bir çocuk olduğumu düşünüyorum. Daha küçükken okuduğum hikaye kitabının adı aynı zamanda. Ne saçma sapan yollardan geçiyordu. O kitabı bulmam gerek. Uzaya bile gidiyordu diye hatırlıyorum... Resimler hala aklımda. Acaba ne yapıp da sıkıntısından kurtulmuştu? Sıkıntı depresyon belirtisiymiş. Ama neden depresyonda olayım ki. Aklıma gördüğü en güzel gülüş geldi birden. Gözleri de orada. Sakalları arasındaki mesafe açılıyor derisi gerilirken. Dudakları kurumuş. Karanlıkta beklerken yolun gürültüsünü bile duymamışım.
Herneyse. İnsanların sıkıntımı gideremediğini daha önce de kanıtlamıştım. Aslında hayır. Başladığım her şey gibi o da yarım kaldı. Hayatımı eksik yaşıyorum. Harddrive gibi hep aralardan kırpıntılı ama. Uzaktan bütün ve dolu görünüyor. Halbuki hiç alakası yok. İçerideki yıkık manzarayla başbaşa buluyorum kendimi. Her defasında pencereden dışarıya bakmaya yeltendiğimde başka bir ayna görüyorum. Gene içeriyi görüyorum. Gördüğünüz gibi bol bol şikayet de ediyorum. Ellerim gerekecekmiş vsvs. Evet gerekecek ama beynim ve akciğerlerim be her bir yerim de gerekiyordu ama hepsini harcıyorum. Bedenimi harcıyorum. Belki de birgün hepsini içeriden oymayı başararak kaçacağım umuduyla. Sosyal zekam gerçekten düşük mü onu bile bilmiyorum. Bencil miyim ya da sevecen miyim ya da her ne ise. Sadece düşünmediğim için de olabilir. Kendimden bahsetsem de belki kendimi düşünmüyorum. Ama bu beni daha az bencil yapmaz sanırım. Eğer öyleysem. Her türlü birileri ilgi gösteriyor,ve gösterecektir. Uzun vadede düşünemiyorum. Ancak hayal kurabilirim. Umut etmek nedir ki tam olarak. Ot umut etse ne olurdu. Kuantum teorileri gerçekle örtüşüyor mu?
Sormam gerek,kime bilmesem de,olmalı mıyım boş konuşanların yanında diye. Neden sadece birbirimize dokunamıyoruz. Neden tatlar bu kadar bunalık ve kokular keskin? Aşırı duyarlı mıyım. Neyle karşılaştıracağım. Metin bu yüzden mi çıldırmıştı ? Birileri bana bu yüzden mi hayranlık duymuştu ? İçine çöken yıldızların güzelliği kalmıştır geriye. O kendisinden başka her şeye harikadır. Uzaktan izlenecek iç karartıcı ama merak uyandırıcı bir resim olmak istemiyorum. Kolları olmasa da umursamaz görünen bir heykel de. Vicky Christina Barcelona'daki kız gibi ne istemediğini bilmek de işe yarar mı hayatta? Birden bire çekip gitmek,beklentisiz,bilmeden,sormadan,sadece yaşamak yeter mi insana ?
Sunday, September 12, 2010
hayat bazen güzel
bazen daha güzel
bazen hiç de güzel demeye
varmaz dilim
sadece müzik dinlemek isterim
bir tek o dokunulabilir gelir
bir tek o dokunulmaz değildir
şakacı değildir
ama
ciddi de değildir
lol
yoo bir şey içmedim
ya da çekmedim
solunum yollarıma
:D
yani böyle işte...
2 gün sonra randevum var :)
Friday, September 10, 2010
Geldim Gördüm Beğendim :D
evet
artık derin bir nefes alabilirim
çünkü çıktım kendi ruhumun yüzeyine
kendimden nefret ettim sevdiğim kadar
sıkıldım bencillikten bile
kendimden ve
bu gözlerle gördüğüm her şeyden
iğrendim ve
terketmek istedim arkama bakmadan
gidecek yeni bir yer
vamış gibi
varolmuş gibi binlerce yıldır
bir kez bile
kurtarmış gibi boğulan bir aklı
erdirmiş gibi huzura
silinmeden yeryüzünden
anladım ve korktum
karıştırdım bazen
bazen de anlayamadım
inanmadım en azından
o hataya da düşmedim
yetmezmiş gibi
uğruna aklımı sıyırdıklarım
uzun zamandır yaşıyorum evet
dünya dönsün istediği hızda
ya da ufacık yıldızlar
evet belki bir enerji titreşiminden ibaretim
belki okyanusta bir damla bile değilim
ama farkındayım
hepsinin
ben de bir farkım
bütünü kadar en azından
kendime acıyamayacağım
bilirken her düşüncem ulaşıyor
daha uzak bir yere
galaksinin sınırlarından
olmamaya çalışmaya gerek yok
buradayım ve bundan memnunum
neredeyse kusursuz bu bedenin içinde
gülebilirim endişeler olmadan
onu kaybetmekten korkmadan
dişlerim dökülse de
ya da kanarken dadaklarım
gülebilirim canım yansa da
sanma ki ancak böyle
yerinde duracağından,
sadece
şikayetçi olmayacağımdan
-hepinizi seviyorum depresyonum bitmiştir ya da eninde sonunda bitme yoluna girmiştir,an itibariyle olmasa da,bundan bir 30 dakika önce :)
Wednesday, September 8, 2010
Parça Pinçik,Zaten O Da Ayrılıyor
Sadece müzik gerçek gibi geliyor.
Ki ondan da şüpheliyim.
Ama umrumda da değil.
Gerçekten kopuyormuşum gibi geliyor bazen
Uzaklaşıyormuşum gibi
Bir bakıyorum gene buradayım,demeyeceğim
Çünkü parça parça ayrılıyorum biliyorum
Duygular gidiyor
İstekler
Algılarım da hoşçakal diyecek gibiler yakında...
Hayal ediyorum
Konuşmuyorum
Ne kadar az şey yaparsam o kadar az şey bıracağım sanırım
Bu yabancı gezegende
Her şeyi anlamak o kadar kolay ki
Farkındalık nasıl bir işkencedir
Böyle bir potansiyel...
Harcanıyor.
Subscribe to:
Posts (Atom)