Tuesday, July 5, 2011

.

Başladıklarım var
Ve bitirdiklerim var benim
Sonunu göremediklerim
Ve yarısına yetiştiklerim

Arkasından kovaladıklarım var
Önümü göremezken
Arkama bakmadan
Kaçtıklarım var

Kumlar bazen mavi
Ve okyanus altınlarla dolu
Nefesim yetmese de derine koşmaya
Yıkayacaklar beni gözlerimi kapadığımda

Renklerim tutuşacak ama
Kırılmayacağım bir daha
Önümü göremezken
Kımıldamayacağım asla

Monday, June 13, 2011

Gergin Vajinalar:9

Fatma'nın Günlüğüne Yazmaya Utandığı Rüyası

Karanlık
Vücutlar var
Her yerde
Ama ben neredeyim bilmiyorum
Aralarında gibi
Ama ezilmiyorum
Üstlerinde gibi görsem de her şeyi
İçlerinde hissediyorum
Herkes birbirine dokunuyor
Öpüşüyor
Her şey karanlık
Ama ciltler nasıl bu kadar aydınlık
Kumlar var
Sıcak kumlar
Deniz
Gri
Sıcak
Yağmur yapıyor
Üşümüyorum
Dalgalar yüksekler ve ben de
Salınıyorum onlarla
Kıyıya çıktığımı hatırlamıyorum
Elini uzatıyor birisi
Ama uzakta
Sorun değil diyorum
Gülüyor
Göz kırpıyor
Beni seviyormuş gibi bakıyor
Gülümsemesi donuyor zamanla
Tek gördüğüm gülüşü
Ve görmüyorum yüzünü
Arkasını dönüp uzaklaşıyor
Yanında olmak istiyorum
Bir odadayım
Bakışıyoruz
Artık daha yakında
Dokunuyoruz birbirimize
Hissetmesem de görüyorum
Görmediğim zaman ise her yerimde elleri
Sarılıyoruz ve her şey çok güzel
Ne kadar pürüzsüz
Her şey ne kadar zevkli
Ne kadar mutlu
Ama orada değil gibi kimse
Sadece gülüşler var
Olmadan çeneler ve dudaklar
Olmadan ifadeler ve bakışlar
Ve bilinen şeyler

Gergin Vajinalar:8

Fatma'nın Günlüğü

Bu sene geçen yazdan daha sıcak geçecek gibi.Dün gece bizimkileri mercimeği fırına verirken gördüm.Tek kelimeyle iğrençlerdi.Neyse ki geçen seferki gibi değildi. O yaşta bir kızın bence öyle şeyler görmemesi gerekir bence. Ailem en düşünceli çiftler arasında yer almıyor. Ama gene de... herneyse.
Dün gece uzunca mutfakta oturdum. Dolunay çok güzeldi! Neden öyle turuncu görünüyor acaba.Aklım iyice allak bullak oldu.Ne düşündüğümü bile bilmiyorum. Hep bir şeyler var. Görüntüler konuşmalar fikirler.. Okuldan nefret ediyorum. Bütün o süslü kızlar ve kendini beğenmiş tavırları. Umarım hepsi teker teker tecavüze uğrarlar. Peki ya o namuslu geçinip de göt verenlere ne demeli????? Bekareti bozulmayacak diye boklarını tutamayacaklar. Off geçen gün otobüste dayayan adamı hatırladım şimdi. O ve benzeri heriflerin hepsinin çüklerini keseceksin aslında. Bak o zaman cesaret ediyorlar mı daha fazla..Yemekten iyice zevk almamaya başladım. Sadece ölmemek için yiyorum. Annem de diyet yaptığımı sanıyor. Salak karı. Kendini çok güzel sanki de benimle dalga geçti senelerce göbeğim var diye. Ne yapayım. Ünlüler gibi diyet programım olamaz ya. Hem karnım acıkıyordu hep. Yedikçe daha fazla yemek istiyordum. Öyle olmak daha mı iyiydi acaba.. O kadar çok sıkıldım ki herkesten. Salak kardeşimden,okuldakilerden,sokaktakilerden. Nereye gitmeli ne yapmalı mutlu olmak için. Ders çalışmak da istemiyorum. Son gördüğüm rüyamı yazmaya bile utanıyorum,üzgünüm!
Okula gitmem gerek. Sonra yazarım

Gergin Vajinalar:7

Fatma Fatma Fatma.
O içimizden birisi.
Kadın ya da erkek olması ya da ne olduğunu bilmemesi hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Gururla sunarım;

Gergin Vajinalar Bölüm 7

Fatma ailesiyle yaşadığı sorunlardan ciddi zararlar görmeye başlamıştı son zamanlarda.Psikolojik destabilizasyona uğradığını farkedememesi oldukça öngörülebilir bir sonuçtu. Sabah kahvaltısını yaparken ağlayacak gibi oluyor. Dersleri dinlerken gözleri doluyordu. İçinde bir özlem vardı ama adını koymakta hayli zorlanıyordu. Bu hissin özlem olduğunu bile bilmiyordu hatta. Televizyon izlemek iyice sıkıcı bir hal almıştı. Islak kaslı erkek vücutlarını gördükçe karşısındakinin cam ve gaz olduğunun daha da farkına varıyordu. Gözleri bu gibi gerçeklere açıldıkça günler içerisinde kendini daha da kırılgan,daha bir kadın hissediyordu. Artık bir şeylerin değişmesi gerektiği sezgisi içini kemiriyordu.
Bir gece annesi ve babasının sevişme seslerini duydu. Tabii artık o hayvanca harıldamalar sevgiyle uzaktan yakından alakalı sayılabileceklerse...Dayanamayıp kapıdan baktığında babasının ancak yazları Bodrum'a gittiklerinde gördüğü kıllı ve yağlı cüssesinin bir tulum gibi annesini boğduğunu ,ezdiğini gördü. Annesi adeta kırılacak gibi duruyordu,sessiz ve teslimiyet içinde. Annesinin hala hayatta olduğunun tek gösterkesi babasının ıslak öpüşlerinden kaçınmak için başını çevirme çabalarıydı.
Yaklaşık on dakika onları izlemiş olmasına rağmen içinde ne annesine karşı bir sempati ne de babasının hayvani ve naziklikten uzak gidip gelmelerine bir öfke duymuştu. Sessizce arkasını dönüp mutfağa gitti ve turuncu dolunayı izledi.Mahalleyi oluşturan yüzlerce yokuşun en uzunlarından birinin sonunda oturdukları için manzara güzel olmasa da görecek alan çoktu.Pencerelerin dibinden akan siyah çizkiler ile damarlanmış gri apartman duvarlarına baktı.Çürümüş camgüzellerine ve soğaka atılmış sunta mobilyalara.Bu obje ve desenlerdeki boşverilmişliği gördü.Sebebini bilemediği o duygular geri geldi bir anda.Parlak bulutlar dolunayın önünden geçerken duvar fayanslarında son kez gördü o turuncu ışığı.

''Hiç değilse'' dedi,''benim umrumda''.

Saturday, March 12, 2011

Beytepe Postasına İlk Yazım : Kimlikler

Kim olduğumu söylemek istiyordum,dilim varmadı. Kim olduğunu bilmek istiyordum,gözümün içine bakıp da söyleyemedin. Bu sözler bugünlerde hepimizin ağzından dökülebiliyor maalesef. Kimliklerimizi saklamak için hepimizin farklı nedenleri var. Ne var ki girdiğimiz bunca zahmet,sadece kendimizden daha da kopmamıza,kendimize yabancılaşırken,yabancılara öfke duymamıza sebep oluyor. Özgünlüğün,bireyin çevresine karşı verdiği uzun ve yıldırıcı bir mücadele sonucunda elde edildiği göz önünde bulundurulduğunda,bu kadar kolay yok sayılmasına şaşırmamak elde değil. Peki bunu neden yapıyoruz? Bir yerlere uymak,göze batmamak,sadece var olmak için mi? Amaç buysa eğer,neden bir adımız var,neden kendimize has zevklerimiz,kimsenin dokunamayacağı bir aklımız var...Kim olduğumuz ile gurur duymalıyız. Benliğimizin üstünü iğreti duran davranış ve söylemlerle kapattıkça çirkinleşiyoruz çünkü. Birbirimize düşüyor ve her şeyi yanlış anlıyoruz. Tüm ilişkilerimiz hiç yaşamamış,derme çatma karakterlerle aramızda sürüp giden bir oyundan ibaret olduğundan,ciddi şekilde,yanılıyoruz.

Sunday, February 20, 2011

21 Şubat

20 şubat 2011
bu yazıyı bitirmek için sadece 5 dakikam var
bu an'a gelmek içinse 20 yılım oldu.
4 dakika
tırnak yemeye devam ediyorum
bu konuda pek bir gelişme yok ehhe
ne var ki içim gerçekten rahat
3 dakika
ne kadar uzun sürdü o son yıl
19-20 arası da öyleydi
ama 0 eklenmesi o kadar da bir şey ifade etmemişti
0'lara bir şeyler eklemek ise bambaşka bir his
2 dakika
bugün tripod aldım
sabit fotolar çekmek için
karanlık ışıklarda
yakalamak için tüm detayları
gizseler bile kendilerini
solgun ve çekingen olsalar bile
göstersinler diye güzelliklerini
ve pişman olmasınlar
kırılgan ve nadide olmaktan
1 dakika
harika bir müzik çalıyor
dinlemeyi pek isteyebileceğim sesler
kulağımda çınlıyor
bir şeylere başlamıştım
bir şeyleri bitirmiş olmaktan
memnun değilim diyemem
diyemesem de bir şeyler
olacak her zaman diyecek bir şeylerim

iyi ki doğmuşum !

Thursday, February 3, 2011

Gergin Vajinalar:6

Uyan.Uyan.Uyan.Uyan.Uyan...Fatma gözlerini o kadar hızlı açtı ki görüşü parlak ışığın içinde paramparça oldu.İstenmeyen bu aydınlık azalmaya başladığında yavaş yavaş kelebekli perdeyi,pencere mermerini ve kalorifer suyunun duvarda bıraktığı kahvrengi paslı kalıntıları gördü. Doğrulduğunda başı dönüyordu ama kendinisi enerjik hissediyordu. Saat henüz oldukça erkendi. Önceki gece ne halde yattığı düşünülürse bu kadar erken uyanabilmiş olduğuna sevindi. Anlaşılan umduğu üzere rüya görmemeyi başarmıştı.
Ekmek almak için sokağa çıktığında yolun karşısında duran köhne gecekondunun yıkılmakta olduğunu gördü.Buldozer çatıyı parçaladıkça eski evin içinde kalmış iç karartan anılar da güneş ışığı altında ortadan kalkıyordu. Çarpışan molozları gürültüsü arasında terliklerini sürterek bakkala kadar yürüdü. Yol kenarındaki çöplerden dayanılmaz bir koku yayılıyordu. Ne var ki yüzsüzce parlayan güneş her şeyi daha katlanılabilir kılıyordu. Ekmeğin ucunu kemirerek evine dönerken kara sokak çocuklarına takıldı gözü. O kadar büyük bir şiddetle bakıyorlardı ki Fatma'ya bir an için tehtid edişmiş hissetti ve adımlarını hızlandırdı. ''Abla!'' .Arkasına dönüp bakmaya cesaret edemedi. ''Abla! Baksana!'' Sesler arttı ve annesinden öğrendiği gibi bağırıp çağırmak için arkasını döndü. Ne var ki hazırlandığından farklı bir tepki vermesi gerektiğini anladı ama ne olduğunu da bilmiyordu. Çocukların hepsi birden yırtık eşofmanlarını indirmiş ufacık penislerini alabildiğine kuvvetle Fatma'ya doğru sallıyorlardı. Bir yandan gülüyor,bir yandan laf atıyorlardı. İçlerinden bir tanesi ''İster misin bundan?'' diye bağırdı. Ve bu fesatla yaşlanmş çocuk sesi Fatma'yı kendine getirdi. Arkasını dönüp hiçbir şey demeden koşar adımlarla evine döndü.
Kahvaltı hazırlarken ekmek keserken az önce başına gelen olayları sindirmeye çalışırcasına yavaş ve uzunca nefes alıyordu. Dikkati dağıldığı için parmağını kesti. Açık kırmızı kan ekmeğin üzerine damladı ve açan çiçekler gibi bir desen oluşturdu. Fatma'nın sanata ne ilgisi vardı ne de kendisi sanatsal bir etkinlikle bulunurdu. Ne var ki yayılan kanın oluşturduğu görüntüyü öylece izlemek istedi. Yerlere de damlıyor olmasa kağıt havluya doğru koşup bu anlaşılmaz anı bozmayacaktı.
Tekbaşına küçük balkondaki küçük masada yemeğini yerken gri çatıların arkasında yükselen gökdelenlere baktı. Zengin insanlara hiç özenmediği gibi genelde küçümserdi. Paralarıyla kendilerini haklı gören kişiler midesini bulandırıyordu. Belki okulunda da babasının aylığına denk gelen fiyatta botlar giyen kızlarla bu yüzden anlaşamıyordu. Gene de,merak etmeden de olmuyordu değil mi. Düşünmeden ,nasıl olurdu ,ben olsaydım o botların içinde diye...